Bilim

Enrico Fermi « Bilim Adamları

(1901-1954) Enrico fermi, İtalyan asıllı Amerikalı bir fizikçidir. 1922 yılında pisa üniversitesinden mezun olmuştur. Lisansüstü çalışmalarında Max Born yönetiminde Almanya’da yapmıştır. 1924 yılında italya’ya dönmüş ve 1926 yılında roma üniversitesinde fizik profesörü olmuştur. Nötron bombardımanı ile radyo aktif transuranyum elementlerinin elde edilmesi ile ilgili çalışmalarından dolayı, 1938 yılında nobel fizik ödülünü kazanmıştır.

Fermi,fizikle ilk olarak 14 yaşında iken, latince eski bir fizik kitabını okuduktan sonra ilgilenmeye başladı. Fermi çok iyi bir hafızaya sahipti. Dante’nin ilahi komedisini ve aristo’nun pek çok eserini ezbere bilirdi.Teorik fizik problemlerini çözmede büyük yeteneğe sahipti. Çok karışık problemleri çözmedeki bu başarısı nedeniyle kendisine kahin gözüyle bakanlar bile vardı.Kendisi aynı zamanda, deneyesel fizik ve fizik eğitiminde büyük beceriye sahipti. İlk amerika seyehatlerinden birinde satın aldığı otomobil bozulunca ,büyük bir üzüntüye düşmüş ve otomobilini en yakın benzin istasyonunda kendisi tamir etmiştir.Bunu gören benzin istasyonu sahibi ona iş teklif etmiştir.

Fermi ve ailesi, 1944 yılında Amerika’ya göç ederek orada amerikan vatandaşı olmuştur. Fermi, Amerika’da önce Colombia Üniversitesine kabul edilmiş sonrada Chicago Üniversitesine profesör olarak atanmıştır. Manhattan projesinin başlatılmasından sonra,fermi zincir reaksiyonun kendi kendine devam edebileceği bir tertibin tasarımı ve imal edilmesinde görevlendirilmiştir.

Söz konusu tertip nötronları, termik hızlarla yavaşlatan grafit blokları ile bir araya getirilmiş uranyum içerecek şekilde Chicago Üniversitesinin bahçesinde kurulmuştur. Nötronları soğurmak ve böylece reaksiyonun hızını kontrol etmek amacıyla, atom piline kadmiyum çubuklar yerleştirildi. Kadmiyum çubuklar yavaş yavaş çekildi ve kendi kendine devam eden zincir reaksiyon gözlendi. Ferminin bu başarısı, dünyada ilk nükleer reaktörün imali ve atom çağının başlangıcı olmuştur. Fermi 53 yaşında iken kanserden öldü.Bir yıl sonra yüzüncü element keşfedildi ve kendisinin onuruna bu element fermium olarak adlandırıldı.

Toprak Aşınması « Doğa

Yüzyıllar boyu yağmurun, rüzgârın, don olaylarının, hattâ insanların etkisiyle yerkabuğunun görünümü yavaş yavaş değişmiştir. Bütün bu doğal ya da yapay kuvvetler zamanla en sert kayaları bile parçalayabilir ve böylece Dünya'nın yüzey şekillerini tümüyle değiştirebilir.

Bitmez Tükenmez Bir Etki

Yerkürenin bizim bulunduğumuz bölgelerinde su en önemli aşındırma etkenidir. Yağmur suları vadilerin yamaçlarından dereler halinde akar ve ırmaklarla akarsuların yataklarında toplanarak geçtiği yerde vadiler açar. Suyun bazı kayaları (özellikle kireçtaşı kayalarını) oyarak düdenler ve mağaralar meydana getirdiği de olur. Aynı şekilde deniz suları da yalıyarların tabanlarını aşındırır ve sonunda yalıyar çökerek «geriler».

Dağlarda ve soğuk iklimli bölgelerde don olayının aşındırıcı etkisi çok güçlüdür. Toprağın çatlaklarından içeriye sızan su donunca hacmi genişler ve kayaları içten parçalar. Bu soğuk bölgelerde karların oluşturduğu buzullar da geniş vadiler oyan önemli bir etkendir.

Özellikle hızını ve şiddetini kesecek hiç bir engelin bulunmadığı çöllerde rüzgârın etkisi çok fazla olur. Yerden kaldırdığı kum tanelerini yüzey şekillerinin üzerine savuran rüzgâr, kayaların diplerini aşındırır ve koskoca kayaları bir mantar biçimine sokabilir.

Nihayet, çevresindeki doğadan düşüncesizce yararlanmağa kalkışarak, rüzgârın önüne büyük bir engel olarak çıkan tepeleri ya da ormanları ortadan kaldıran, suların toprağa sızmasını kolaylaştıracak galeriler açan insanoğlu da, bütün bu aşındırma olaylarının etkisini arttırmakta yardımcı olur. Böylece aşındırma olayları hiç durmaksızın '''Dünya'nın yüzey şekillerini bozar ve değiştirir; yeryüzünün görünümünü durmadan değiştirir.

Toprak Aşınmasına Karşı Korunma

İnsanoğlu, tarlasını ve evini korumak için toprak aşınmasıyla savaşmak zorundadır. Dağların yamaçlarında, yağmur ve kar sularının akıp gitmesi için enlemesine hendekler^ açar. Ovalarda, rüzgârı engelleyecek sıra halinde ağaçlar diker. Tepelerin eteklerini ve kıyı kumullarını ağaçlandırarak toprağın ya da kumun kaymasını önler. Deniz akıntılarını yavaşlatan dalgakıranlarla kıyıları denizin etkisinden korur.



(Solda) Nevada'da (A.B.D.) «Fil Kayası». Don, yağmur suları ve toz-toprak taneciklerini de sürükleyen şiddetli rüzgâr el ele vererek, bu kaya parçasını bir heykeltıraş gibi yontmuş ve ortaya, pek de dengeli olmayan biçimiyle âdeta bîr sanat eseri çıkmıştır: günün birinde, doğanın yonttuğu bu taştan hayvan da, aşınma etkisiyle yok olacaktır.

(Sağda) Nevşehir dolaylarındaki ünlü peribacaları, toprak aşınmasının en belirgin görüntülerindendir. Kiminin tepesinde sert kaya parçalarından birer takke bulunan, kiminin içi oyularak konut veya kilise haline getirilmiş bu garip taşlar, yağmur sularının aşındırdığı tüflerden (yumuşak yanardağ kayacı) oluşmuştur.

Robert Fulton « Bilim Adamları

Hikâye basit bir şekilde başlıyor; Pennsylvania'da (A.B.D.), 1765'te İrlandalı yoksul bir göçmen ailesinin bir oğlu doğuyor: Robert Fulton... Üç yaşındayken babasını kaybettiği ve annenin bakımına kaldığı için çok geçmeden köy okulundan ayrılıp çalışma hayatına atılmak zorunda kalıyordu. Ama bu gencin resme büyük yeteneği ve özellikle eşine az rastlanır bir iradesi, çalışma gücü vardı. Yaptığı portreler sahiplerine tıpatıp benziyor ve genç adam tutkusunun ardından taşralı müşterilerini bir yana koyup şansını denemek üzere Washington'a gidiyor.

Şansının yardımını da görmüyor değil. Günün birinde genç ulusun değerli kişisi Benjamin Franklin'in karşısında buluyor kendini. Delikanlı portreye çalışırken, tutkularını bu değerli kişiye açma fırsatını buluyor: Yeteneklerini Avrupa'da sanatın vatanında geliştirebilir, Franklin acaba kendini orada ün yapmış bir kişiye, sözgelişi Benjamin West'e tavsiye edemez miydi?

Bir süre sonra onu Londra'da görüyoruz. Perukalı, soylu kişilerin portrelerini yapıyor ve tablolarını Royal Academy'de sergiliyordu. Yaşı daha yirmi altı ve kaderi birden değişiveriyor. Stanhope'nin portresini yaparken ünlü mucit onu, sanatını bir yana koyup kendini tekniğe vermesini sağlayacak kadar etkiliyor. Fulton, Stanhope'nin icadının bir püf noktası olduğunu düşünmektedir. Genç Amerikalı paleti, fırçayı bir yana atıp ünlü teknikçinin açtığı yeni ufuklara doğru koşuyor: Watt makinesi, buharlı gemi...

Kalbi sonsuz bir heyecanla çarpıyor. Bu defa West'in şaşkınlık dolu bakışları karşısında cetveli alıp bundan böyle ölçekli resimler yapmaya koyuluyor. Kaleminden sırasıyla siper kazma makinesi, mermer kesme cilalama makinesi, kenevir ipliği tezgâhı, kanallar için dip tarama gemisi, bir su arkı ve bir köprü tasarısı çıkıyor. 1796'da da ırmak gemiciliğinin geliştirilmesi üzerine bir makale yayımlıyor.

Bu verimlilik İngilizleri şaşırtıyor. Ressam Fulton'u beğenirken Teknisyen Fulton'un karşısında güvensizlik duyuyorlar. Wattların, Murdockların, Arkwrightların ülkesinde, onun vatandaşlarına bir şeyler öğretebileceğin! sanmak ne görülmemiş cüret! Bu soğuk karşılanma Fulton'u hayal kırıklığına uğratıyor ve Fransızlar belki daha anlayışlı olurlar umuduyla Manş'ı geçiyor.

Primum vivere... Önce karın doymalı. Fırçalarını yeniden eline alıyor ve tabiat manzaraları çizmeye koyuluyor. Parisliler onu iyi karşılıyorlar. Sanatı sayesinde Fulton, Laplace, Monge gibi çağın bilim adamlarıyla tanışma imkânını buluyor.

Yıl 1800; Fransa ile İngiltere arasında siyasal gerginlikler baş gösteriyor. Birinci konsül Manş’ın ötesine geçmek istiyor, ama İngiliz donanmasından korkuyor. Ne var ki, öte yandan Fulton bu donanmayı yok etme imkânlarını getirmiş: Denizaltı ve torpil.

İyice belirtelim; söz konusu sadece bir proje ya da bir model değildir. Fulton'un denizaltısı suyun üstünde yelkenlerle, altındaysa elle işletilen bir manivela aracılığıyla ilerleyen 6.40 m. uzunluğunda bir gemiydi. Balastların içine su doldurmak yoluyla dibe iniyor ve basılmış hava taşıyan bir depo, tayfalara 6 saat yetecek kadar hava sağlıyordu. Gerçekten Fulton'un 1801'de Brest'te 7.60 metreye dalan "Neutitis" adlı denizaltısı tam altı saat suyun dibinde kaldı. Torpil de bu deneyler sırasında ortaya çıkmıştı. Araç patlayıcı maddeyle dolu bir keseden ibaret olup askerin kendi elleriyle gidip düşman gemisine saplaması gerekiyordu. Bu sakıncaya rağmen deney yine de büyük bir heyecan yarattı.

Napolyon da başta olmak üzere resmi makamların kafasızlığına insan bir kere daha şaşmadan edemez. Kim bilir, belki de Fulton'un elinden tutsalar, onu destekleselerdi yine onun sayesinde İngiliz donanmasını çok zayıflatmayı başarabilirlerdi. İngiltere istilâya uğradı mı, kuşkusuz tarihin akışı değişirdi. Londra Hükümeti bu tehlikeyi sezerek gemi komutanlarını bir denizaltı saldırısına karşı hazır bulunmaları için uyardı. Ayrıca, Fulton'a da projesini satın almayı teklif etti.

Büyük Amerikalı, icadının kapsamını Napolyon'un takdir edemediğini sezerek Jouffroy ve Stanhope'nin hayali olan buharlı gemiyi ele almıştı. Fransızın olumlu çalışmalarından ve vatandaşı Fitch'in aldığı sonuçlardan haberi vardı. Bunlardaki kusurları buldu ve giderebileceğine inandı. Dostlarından birinin, Robert Livingstone'un mali yardımları sayesinde 1803'te ilk buharlı gemisini inşa etti. Bu araç tahtadan yapılmış olup 20-30 m. uzunluğunda, 3.20 m. genişliğindeydi. Çift etkili bir Watt makinesi 3.65 m. çapındaki çarkı çeviriyordu. 9 Ağustos günü, akşam saat altıda buharlı gemi Seine ırmağında saatte 4,7 km. hızla dolaştı.

O yıllarda Auxiron ve Fitch ölmüşlerdi. Jouffroy markisi de sürgünde bulunuyordu. Ne var ki Fulton da halkın güvensizliğini yenmekte ötekilerden daha başarılı olamadı. Onlarca icadı eğlenceli bir oyuncaktı, o kadar. Gelecek nasıl olsa yelkenindi. Napolyon belki de donanmasına beklenmedik bir güç verecek olan bu deneylerin sürdürülmesini destekleyecek sabrı gösteremedi.

Fulton'un değeri yalnız, Watt'ınkine eşit diyebileceğimiz bir yaratma dehasına sahip oluşunda değildir. Aynı zamanda kötü şansına eşsiz bir kararlılıkla karşı gelmesini bilmiş, yoluna dikilen önyargılar, çıkarlar, kayıtsızlıklar ve kötü niyetli kimselerle, görülmemiş bir inat ve azimle savaşmıştır.

Fransa ve İngiltere değerini takdir edemediler, öyle mi? 1806'da vatanına dönüyor. Ona olan güvenini kaybetmeyen dostu Livingstone'un sayesinde New York'ta Charles Brown' un tersanesinde bu defa gerçek bir buharlı yolcu gemisi inşa etmeye koyuluyor. Ve 10 Ağustos 1807'de "Clermont" Hudson'un sularına indiriliyor.

Clermont 40 m. uzunluğunda 3.60 m. genişliğinde ve sualtı derinliği 2 m.'yi bulan bir tekneydi. 4.60 m. çapındaki iki çarkını iki silindirli, güçlü bir Watt makinesi çeviriyordu. Vapur, gazetelerin günlerden beri alay konusu ettikleri "bu Fulton delisi"ni görmeye gelen kalabalığın önünde demir aldı. Ama gemi rıhtımdan ayrılıp yelken açmadan ve öteki teknelerin arasından, dümencisine uysalca uyarak geçip uzaklaşınca, bütün bu alayların sonu geldi. Rıhtımı önce bir sessizlik, sonra da çılgın alkışlar kapladı. Fulton zaferi kazanmıştı.

Clermont, Hudson üzerinde, New York-Albany (260 km. uzaklıkta) arasında düzenli seferler yapmaya başlayacağı 7 Ağustos gününde bu 260 km.'lik yolu 32 saatte aldı. iyiden iyiye ağız değiştiren gazetelerin, yeni icadı hararetle övmelerine rağmen vapura tek yolcu bile binmeye cesaret edememişti. Dönüşte ise yalnız bir yolcu bindi ve Fulton adamın altı dolarını büyük bir heyecanla aldı. Zaferi, çetin bir mücadelenin meyvesi olmuştu, ama kesindi. Kısa zamanda araçların sayısı artmaya başladı. 1811'de Clermont'a üç kardeş daha ekledi ve Fulton-Livingstone Firması başarılara doğru hızla ilerlemeye başladı.