Bilim

Ktesibios « Bilim Adamları

(M.Ö. 285-222) Bu Yunanlı fizikçi de uzun yıllar İskenderiye'de yaşadı ve su saatini bu kentte icat etti. Ktesibios'nun su saati, içine belli bir ritimle su dolan bir depodan oluşuyordu, Depoya su doldukça, içindeki duba yükseliyordu. Dubanın ucundaki iğne ise, bir silindirin üzerine bu yükselmeyi işaretliyordu.

Ktesibios, ayrıca çok sayıda borudan oluşan, pompalı bir körükle çalışan ve klavye ile çalınan bir müzik aleti de icat etmişti. Suyun havayı sıkıştırmadaki rolü nedeniyle bu alete "su orgu" adını vermişti.

Oksijen « Genel

Yoğunluğu 1,105 olan renksiz, kokusuz gaz.

Oksijen, sıvılaştırılması güç bir azdır (-183 derecede kaynar). Do­ğada en yaygın olan element odur: havada olduğu gibi suda da var­dır; soluduğumuz havanın beşte bi­ri oksijendir. Hayvanların ve bitkilerin hayatında çok önemli yer tut­tuğu gibi (solunum); insan uğraşla­rında da payı büyüktür (besinlerin pişirilmesi, soğukla savaş, madenlerin hazırlanması v.b.).

Oksijen olmadan hiç bir canlı var olamaz. Nefes alırken havayla birlik­te oksijeni de içimize çekeriz; oksi­jen kana karışır ve kandaki alyu­varlar sayesinde vücutta dolaşır. Ok­sijen kimyasal bileşimlerde de yer alır: besinlerdeki karbonla birleşe­rek solunumla dışa attığımız karbon dioksiti meydana getirir. Vücudumu­za enerji verir ve vücut sıcaklığının değişmemesini sağlar. Bu son derece önemli görevleri nedeniyle, havasız­lık veya oksijensiz hava (daracık, di manii yerler), solunumun durmasına kadar varabilen ağır bozukluklara yol açabilir.

ISI VE IŞIK

Yanma olayını (oksijenin katılma­sıyla meydana gelen ve ısı çıkaran kimyasal tepkilerin tümü) ilk defa Lavoisier inceledi. Yanabilir denen maddelerin bir kısmı karbondur (C); bu maddeler yanarken, bileşimlerin-deki karbon, havanın oksijeniyle bir­leşerek dumanda bulunan karbon dioksit (CO2) ve karbon monoksit (CO) gazlarını verir.

Ateş denen gözle görülür yanma, çok miktarda oksijen harcayan, buna karşılık ısı ve ışık yayan şiddetli bir kimyasal tepkimedir. Sözgelimi bir otomobil motorunda, ağırlık olarak l kısım yakıtın yanması için 14 kısım hava gerekir ve bu çok büyük bir ha­cim tutar (çünkü bir metre küp hava ancak 1,3 kilo gelir).

DOĞAL OKSİJEN VE SANAYİ OKSİJENİ

Oksitlerin oluşumu, oksijenin çe­şitli maddelerle karıştığı az veya çok şiddetli, az veya çok yavaş kimyasal tepkilerin bir sonucudur. En kolay oksitlenen maddeler arasında ma­denler yer alır. Örneğin, oksijen demiri paslandırır.

Çok miktarda tüketildiği halde at­mosferdeki oksijen miktarı pek de­ğişmez. Gerçekten, hayvanlar âlemi­nin tükettiği oksijeni bitkiler yerine koyar: çünkü bitkiler havadan kar­bon dioksit alır, bunun karbonunu alıkoyduktan sonra oksijenini geri verir.

Sanayide sıvı havanın damıtılması yoluyla elde edilen saf oksijen ma­denî tüpler içinde basınçlı olarak satılır. Saf oksijen şiddetli bir yanma sağlar: basınçlı oksijenle beslenen gazlı, asetilenli, hidrojenli veya bu-tanlı hamlaçlar madenleri birbirine kaynatabilir veya kesebilir.

Saf oksijen canlılar için de yararlı­dır; bazı hastaları bir oksijen çadırına yerleştirmekle kurtarmak müm­kündür. Saf oksijen uçaklarda, denizaltılarda v.b. yapay atmosfer (ba­sınçlı hava) yaratmağa da yarar. Ama bunun için oksijen dozunu çok iyi ayarlamak gerekir: çok fazla oksijen, dağcıların çok yükseklerde hissetti­ğine benzeyen sarhoşluğa yol açar.

Son yıllardaki araştırmalardan an­laşıldığına göre, oksijen, yüksek ba­sınç altında zehirlenmelere yol aç­maktadır. Nitekim 10 atmosferlik ba­sınç altında mantarların büyümesi durmakta, ıslak fasulye taneleri üç günde ölmekte, bakterilerin gelişme­si önlenmekte, böceklerle yumurta­ları ise bir gün bile dayanamadan canlılığını kaybetmektedir.

Kibrit « İcatlar ve Keşifler

Kibrit 1809'da icat edildi; bu küçücük âlet, sadece uçlarından biri, içinde potasyum klorat bulunan bir karışıma batırılmış küçük bir kükürtlü tahta parçasından ibaretti. Tutuşturmak için yoğun sülfürik aside daldırmak gerekiyordu: bu da tehlikeli ve oyalayıcı bir işti.

Kullanılışı basit ilk kibrit 1831 yılında, Dole'de, on dokuz yaşındaki genç bir Fransız öğrencisi olan Charles Sauria tarafından geliştirildi: Sauria bu karışıma, en basit sürtünmeyle alev alıveren beyaz fosfor katmayı akıl etti. Daha sonra, İsveç'te, çakma yerine sürülen bir başka karışıma kırmızı fosfor (beyaz fosforun tersine, zehirli değildir) katıldı ve kibritin ucunda sadece potasyum klorat kaldı, böylece «İsveç» kibriti veya «güvenlik» kibriti doğdu.

Türkiye 1929'a kadar kibriti Avrupa'dan ithal ederdi; ilk fabrika İstanbul'da Büyükdere'de kuruldu (1932). Yirmi yıl devlet tekelinde tutulan kibrit yapımı işi 1952'de serbest bırakıldı ve bu tarihten sonra özel fabrikalar da kuruldu.