Bilim

Kükürt « Maden ve Elementler

Kükürt 115 derecede ergir ve esmerimsi bir sıvıya dönüşür; sıvı kükürt 444,6 derecede kaynar: ısıyı ve elektriği çok kötü ilettiği için, iyi bir elektrik yalıtkanıdır. Kükürt kolay alev alır ve kısa mavi bir alevle yanarken kükürtlü bir duman verir. Çok zehirli olan bu gazlar boğucu ve aşındırıcıdır; fabrika bacalarından savrularak atmosferi kirletir ve çinko damları aşındırır.

Zaçyağı ve Kibrit

Doğada çok yaygın olan kükürt, madenlerle karışık olarak sülfür (pirit, galen) veya sülfat halinde (jips), bazı doğal gazlarda (Lacq gazı) ise kükürtlü hidrojen halinde bulunur. Taşkömüründen ve petrolden de kükürt çıkartılır. Doğal haliyle kükürt ancak volkanik bölgelerde bulunur: en önemli doğal yataklar Louisiana (A.B.D.), Sicilya, Japonya ve Türkiye'dedir (Keçiborlu ve Sarayköy).

Yatak toprağın yüzeyine yakın ise (Sicilya'da olduğu gibi) işletilmesi herhangi bir madenin işletilmesi gibidir. 100 metreyi aşkın derinlikte bulunan yataklarda (Louisiana, Texas), özel türde bir delgi işlemine başvurulur: aşırı ısıtılmış su şırınga edilerek kükürt eritilip yüzeye pompalanır. Bu işlem, sonradan arıtma işlemlerine de gerek bırakmaz.

Ham kükürtten kimya sanayiinde çok kullanılan sülfürik asit (zaçyağı) elde edilir. Arı kükürt, kibrit ve barut yapımında kullanılır; çeşitli ilaçların bileşimine de girer.

İlkel Bir Yöntem

Maden filizi halinde çıkartıldığı zaman kükürtün her şeyden önce cüruftan ayrılması gerekir. Bunun için Sicilya'da hâlâ calcaroni (kalkaroni) fırını denen ilkel bir yöntem uygulanır; maden filizi toprağa derinlemesine kazılmış bu fırına yığılır; fırın alttan ateşlenince kükürtün bir kısmı yanar, geri kalanı ergiyerek sıvı halde dışarı akar; fırından çıkınca katılaşır ve öylece toplanır. Bu işlem iki-üç ay sürer. Böylelikle elde edilen ham kükürt, sonradan kaynatılarak damıtma yoluyla arıtılır: tuğla odalara gönderilen kükürt buharı toz halinde katılaşır (kükürt çiçeği).

Kanser Geni « Genetik

ABD'li bilimadamları, vücutta kanserin ilerlemesini hızlandıran bir gen ailesi saptadıklarını açıkladılar. Baltimore'daki John Hopkins Üniversitesi'nde görevli bilimadamları, söz konusu keşfin, özellikle, kan kanseri, lenf bezi kanseri ile göğüs, akciğer ve prostat kanserinin tedavisinde yararlı olacağını düşündüklerini açıkladılar.

Bilimadamlarının araştırmaları, özellikle "myc" ailesine mensup genler üzerinde yoğunlaştı. Bu ailenin, tümör oluşumunda etkin olduğu uzun zamandır biliniyordu. John Hopkins Üniversitesi'nde yapılan araştırmada ise bilimadamları özellikle c-myc koduyla bilinen gene yoğunlaştılar.

Bu araştırmalar sonucunda, HMG-I/Y olarak adlandırılan bir genin tümör formasyonunda çok etkin olduğu görüldü. Fareler üzerinde yapılan deneylerde, hücrelere yüksek oranda HMG-I geni verildi ve hayvanlarda kanserli hücrelerin oluştuğu görüldü. Söz konusu genin bloke edilmesi sonucunda ise kanserli hücrelerin küçülmeye başladıkları gözlemlendi.

Araştırmacılar, özellikle çocuklarda görülen Burkitt lenf kanserinde, bu keşfin, tedavi için büyük bir adım olacağı görüşünde birleşiyorlar. Araştırmalar, şimdi HMG-I geni üzerinde yoğunlaştırılıyor. Genin vücutta bloke edilmesi, kanserli hücrelerin düzelmesini sağlıyor.

Elektronik Duyular « Araştırma Sonuçları

Nöral (sinirsel) protezler aracılığıyla, duyu organlarımızdaki sakatlıkları giderme yolunda önemli adımlar atıyoruz. Örneğin, sağır bir hastanın beyninde işlevini yitirmiş duyma bölgesi, iç kulağa (cochlea) yerleştirilen bir nöral implant sayesinde, kısmen de olsa yeniden işlevine kavuşturulabiliyor.

Şimdiye kadar bu alandaki başarı, hasar beyinlerinde olmayıp iç kulaklarında olan hastalarla sınırlıydı. Ancak bir Alman-Slovak nörologlar ekibi, Ankara ya da Van Kedileri gibi, (ses uyarıları başlamadan önce korti denen iç kulak organları dejenere olduğundan) doğuştan sağır olan kediler üzerinde yürüttükleri çalışmalarla, iç kulağa yerleştirilen elektrotların sağladığı sürekli elektrik dürtüleriyle, işlevsiz durumda bulunan kortik faaliyet canlandırıldı; beynin duyma korteksi uzun süreli elektrik sinyalleriyle aktif hale getirildi.

Yetişkinler, cochlea implantlarına pek olumlu yanıt veremiyorlar. Ama doğuştan sağır (dolayısıyla dilsiz) çocuklar, erken müdahaleyle, duyma ve konuşma yeteneğini büyük ölçüde kazanıyorlar. Kedi yavrularıyla yürütülen deneyin, tedavi mekanizmasını çok daha ayrıntılı biçimde ortaya koyduğu ve sağır insanların tedavisi için daha güçlü bir umut ışığı yaktığı bildiriliyor.

Yaşlandıkça gözlerimiz de biyonikleşiyor. Bu yalnızca, saydamlığını yitiren göz merceğinin yapay bir mercekle değiştirilmesiyle de sınırlı değil. Şimdi hedef, tümüyle kör insanlara görme duyusunu yeniden kazandırmak. Bu alanda da çalışmalar hızlanmış bulunuyor.

Biyonik göz konusunda başarıya en yakın aday, 1994 ylında William Dobelle adında bir araştırmacı tarafından tasarlanan düzenek: Bir gözlük üzerinde bulunan ışık ve ültrason algılayıcılar, kemerde taşınan bilgisayara bağlı. Bilgisayar da, sırttan dolaşarak başın arkasında bulunan ve kısmen kafatasının içine gömülü bir platformla bağlantılı.

Platformdan gelen teller, kafatasının içinden dolaşarak beynin görme korteksi üzerine geliyor ve kortekse gömülü elektrotlara bağlanıyor. Bilgisayar, bu elektrotlardan birine bir sinyal gönderdiğinde, beynin görsel korteksi uyarılıyor. Sonuçta, fosfen denen parlak bir ışık duygusu, kör gözün normal olarak karanlık görme alanı üzerinde beliriyor.

Bu elektrotlardan oluşan bir gridin beyne yerleştirilmesi ve her bir elektrotun bilgisayar tarafından kontrol edilmesi durumunda, fosfenlerin oluşturduğu örüntünün, kullanıcıya (şimdilik renksiz de olsa) düşük çözünürlükte görsel imajlar sağlayacağına inanılıyor. Buda en azından körlere, tanımadıkları mekanlarda sandalye ya da benzeri gibi engellerin etrafından dolaşma becerisi sağlayabilecek.

Başka bazı araştırmacılarsa, retinayı uyararak körlüğü tedavi yöntemini deniyorlar. ABD'nin Baltimore kentindeki Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi araştırmacılarından Mark Humayun ve ekibi, retinitis pigmentosa (gözlerin koni ve silindir biçimli ışık algılayıcılarını giderek tahrip ederek sonunda körlüğe yol açan kalıtımsal bir hastalık) nedeniyle gözlerini kaybetmiş iki yaşlı hastanın birer gözünde, retina üzerine 25 elektrottan oluşan bir çip yerleştirmişler.

Harici bir ünite, gözdeki küçük bir yarıktan geçen teller aracılığıyla elektrik sinyalleri gönderiyor. Humayun ve ekip arkadaşları, düzenek sayesinde kör hastaların, kareler ve harfler gibi karmaşık şekilleri bile seçebildiklerini bildiriyorlar. Şimdiki hedefleri ise daha karmaşık düzenekler. Bunlara elektrik sinyallerini deriden geçecek radyo sinyalleri aracılığıyla iletmeyi tasarlıyorlar. Böylece hedefledikleri düzenekler gözde sürekli olarak kalabilecek.