Bilim

Rüzgar Enerjisi « Genel

İnsanlar binlerce yıldır rüzgardan bir enerji kaynağı olarak yararlanmaktadır. Buna ilişkin olarak ilk akla gelen yelkenli teknedir. Rüzgar enerjisini kullanabilmenin üç yolu vardır: Yelkenli teknelerde olduğu gibi doğrudan hareketi sağlamak; yel değirmenlerinde olduğu gibi herhangi bir makinenin kanatlarını döndürmek; elektrik üreteçlerine bağlı türbinleri çalıştırmak. Rüzgar enerjisi, dönüşüme uğramış güneş enerjisidir.

Güneş enerjisinin kayaları, denizleri ve atmosferi her yerde özdeş ısıtmaması nedeniyle oluşan sıcaklık ve basınç farkları rüzgarı oluşturmaktadır. Rüzgar bit merkez çevresinde dolandıklarında, santrifüj kuvveti etkisinde kaldıkları gibi, yeryüzü ve hava arasındaki sürtünme kuvvetinden de etkilenirler. Kutuplar ve ekvator arasındaki sürekli hava akımlarına göre, enerji üretimi açısından denizler, karalar, dağlar ve vadiler arasındaki yerel rüzgarlar daha önemlidir.

Rüzgar enerjisi bol ve serbest halde bulunan güvenilir ve sürekli bir enerji kaynağıdır. Havanın öz kütlesi az olduğundan, rüzgardan sağlanacak enerjinin miktarı hızına bağlıdır. Rüzgarın hızı yükseklikle, gücü ise, hızının küpü ile orantılı olarak artar. Sağlayacağı enerji, gücüne ve estiği süreye bağlıdır.

1982-92 döneminde Kaliforniya'da yaklaşık 150.000 rüzgar türbini kurulmuştur. Buralardan yaklaşık 3.000.000.000 kWh elektrik üretilmiş ve Kaliforniya' nın elektrik tüketiminin %1,2 buralardan sağlanmıştır. Dünyanın en büyük rüzgar çiftliği ABD' de kurulan Altamount Pass rüzgar tesisidir. 8160 Hektar alan kaplayan bu çiftlik 3500 adet 100 kW'lık ve 40 adet 300-450 kW'lık türbin bulunmaktadır.

Rüzgar Teknolojisi

Rüzgar enerjisi Betz teoremine göre max. %59,3 etkinlikle mekanik enerjiye çevrilebilir. Bu çevirim, rüzgar türbini tarafından yapılır. Böyle bir türbin; çevredeki engellerin rüzgarı kesemeyecek kadar yükseklikte bir kule üzerinde bulunması gerekir. ayrıca yüksek verim için geniş düzlükler bu enerji kaynakları için daha elverişlidir. Türbinin rüzgara göre yönlendirilmesi, rotor ekseni ile rüzgar doğrultusu arasındaki yav açısını kontrol eden mekanizmayla sağlanır. Elektrik üretimini sağlayan bu makineye rüzgar jeneratörü adı verilir.

2000 yılı için kurulu kapasite hedefi ABD'de 2800 MW, Avrupa'da 6340 MW, Asya'da 3817 MW civarında olması tahmin edilmektedir. Avrupa'da en büyük kapasite Almanya'da 2000 MW olacak ve onu 1000 MW'la Danimarka takip edecektir. Gelecek 10 yıl sonunda ABD elektrik üretiminin %20 sini rüzgar enerjisinden sağlamayı hedeflemiştir. Avrupa Birliği ise 2005 yılında elektrik enerjisinin %20 sini yenilenebilir. kaynaklardan sağlamayı hedeflemektedir. Bu projede ise rüzgar enerjisine %2'lik bir pay ayrılmıştır.

Elektrik; çağdaş yaşamın en yaygın enerji kaynaklarından birisidir. Kullanıldığı alanlar neredeyse sayılamayacak kadar çoktur. Evlerimizi aydınlatmak, elektrikli süpürge, çamaşır makinesi gibi ev aletlerini çalıştırmak, hatta yemek pişirmek ve odalarımızı ısıtmak için elektrik enerjisinden yararlanırız.

Fabrika ve işyerlerindeki makineler ile bilgisayarlar ve telefon, radyo, televizyon yayınları gibi iletişim sistemleri için gerekli olan enerji gene elektrikten sağlanır. Motorlu taşıtlardaki ateşleme sistemini ve marş motorunu besleyen enerji kaynağı da akümülatörlerde depolanmış olan elektriktir. Öte yandan elektrikli trenler ve otomobiller gibi bazı taşıtlar tümüyle elektrik enerjisiyle yol alır. Kısacası elektrik insanların en vazgeçilmez ihtiyacı haline gelmiştir ve yaşantımızda son derece önemli bir rol oynar.

Kadın-Erkek Farkı « Araştırma Sonuçları

Sosyal hayatta artık eşitlik hakim. Erkekler kadar, kadınlar da iş hayatında (bütün engellemelere rağmen) başarılı oluyorlar. Evde artık aile reisi erkek değil. Bu davranış eşitliğine, Amerika'da yapılan bir araştırma fiziksel bir boyut da kazandırıyor. Buna göre, kadınların boy ortalaması gittikçe uzuyor. Buna karşılık erkeklerin kas yapısı da zayıflıyor.

Kadın ve erkek, belki de 2 milyon yıldır ilk defa fiziksel olarak birbirlerine bu kadar yakınlar. Peki, yıllardır süregelen bu gelişmeler sonucunda, erkek ve kadın bir noktada birleşecekler mi? Belki, ama hala bazı farklılıklarından sözetmek mümkün.

İş fiziğe geldiğinde, erkek daha kuvvetli ama onların güçlü yapılarına rağmen, kadınlar daha uzun yaşıyor. Dahası, enfeksiyonlara ve kalp hastalıklarına (en azından 50'li yaşlara kadar) daha dayanıklılar. Bununla beraber, ağrılar karşısında savunmasızlar. Depresyon ve bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıklara da daha çabuk yakalanıyorlar...

Erkekler ve kadınlar farklı zamanlarda ve şekillerde hastalanıyorlar. Ama kadın, yıllara daha dayanıklı. Erkeklere oranla altı yıl daha fazla yaşıyor. Dolayısıyla, ortalama ölüm yaşının 80'lerde olduğu düşünülürse, erkekler 74 yaşında ölüyorlar.

Kalp Krizi

Bu her iki cinsiyet için de ölüm nedeni ama kadınlar için, ilk kalp krizi riski, erkeklere oranla 10 yıl sonra başlıyor. Dahası, kadınların bu krizi atlatma şansı çok daha yüksek.

Bağışıklık Sistemiyle İlgili Hastalıklar

Kadınların bağışıklık sistemi daha aktif ve savaşçı ama bu özelliklerinin de bir bedeli var ve bunu ağır ödüyorlar. Zira, multipl skleroz veya romatizmal artritis başta olmak üzere, bağışıklık sistemiyle ilgili hastalıkların (ki bu hastalıklarda, savunma mekanizması gereğinden fazla çalışmaya ve vücudun kendi organlarına karşı da savunma yapmaya başlıyor) %75'i kadınları daha fazla etkiliyor.

Depresyon

Kadınlar, bu rahatsızlığa erkeklere oranla 5 kat daha fazla yakalanıyorlar.

25 yaş civarında, her 4 erkekten 1'i kellik sinyalleri vermeye başlıyor. 50 yaşına geldiğinde, saçlarının neredeyse yarısı dökülüyor. Kadınlardaysa saç kaybı ancak 70'li yaşlardan sonra başlıyor.

Erkekler kadınlara göre %30 oranında daha kuvvetliler. Ama söz konusu fiziksel faaliyetler olduğunda, kadın yorgunluğa karşı inanılmaz bir dayanıklılık gösteriyor ve doğurmak gibi olağanüstü stresli bir olaya katlanabiliyor.

Erkeğin vücudundaki tüylerle kaplı yüzeyin ölçüsü 610 santimetrekare. Kadın vücudundaysa bu miktar, 518.5 santimetrekareye düşüyor.

Erkek vücudu %15-18 oranında yağdan oluşuyor. Kadın vücudundaysa bu oran 25-28.

Erkek 13 yaşında gelişiminin ancak %87.5'ini tamamlamıştır. Dişilerse aynı yaşta neredeyse %96.5 oranında büyümesini bitirmiştir.

İngilizlerin yaptığı bir araştırmaya göre, 13 yaşındaki kızlar, bir konuya maksimum 15 dakika konsantre olabiliyorlar. Erkekler içinse, konsantre kalma süresi ciddi bir problem: 5 dakika.

Bir kadının kalbi, bir dakikada 78 kere atıyor. Erkeğin kalbiyse daha sakin. Onun rakkamı 73.

Kadın, erkeğe oranla beş kat daha fazla doktora gidiyor. Çünkü acı sınırı erkeğinkine göre çok daha düşük. Bu da onu daha hassas yapıyor. Dahası, hayatı boyunca gerek jinekolojik, gerek dermatolojik, gerekse hormonal olsun, çok daha fazla doktora gitmesi gerekiyor.

Kadının cinsel organının uzunluğu 8 ile 12 santim arasında arasında değişiyor. Buna karşılık, çapının oldukça esnek bir genişleme kabiliyeti var. Erkek cinsel organıysa, 10-12 santim uzunluğunda, ama ereksiyon halinde bu uzunluk ikiye katlanıyor. (Doğru olabilir mi!)

Kadınlar daha fazla üşüyor. Bunun nedeni, tiroid bezlerindeki ısı düzenleme sistemidir. Ama hücrelerdeki su miktarının (ki bu kanama öncesi dönemde artış gösterir), kilonun ve erkeğinkine göre daha yavaş çalışan metabolizmanın da bunda etkisi olabilir.

Erkekler sporda daha üstün. Bunu Olimpiyatlarda alınan sonuçlardan rahatlıkla görebiliriz. (çok şükür ki!)

Kadınların hayatları boyunca ortalama 5 sevgilisi oluyor. Erkekler içinse bu sayı 13.1 (Türkiye'den bahsetmiyorlar!)

Kadınlar için, sekste kendi memnuniyetleri ön planda. Erkeklerse bu konuda daha cömert. Partnerlerinin zevk almasını tercih ediyorlar.

Erkekler yılda 116 kez cinsel ilişkiye giriyor. Kadınlarsa 108 kez.

Erkeklerin cinsel ilişkisi en fazla 18.9 dakika sürüyor. Kadınlar içinse bu süre 17 dakika.

Kadın ve erkek beyni arasındaki en çarpıcı farklılık nedir? Bir kadın tarafından yönetilen Danimarkalı bir grup bilim adamı, geçtiğimiz aylarda bu konu üzerindeki çalışmalarını tamamladılar. Sonuç enteresandı. Erkeklerin ortalama 23 milyar beyin hücresi var. Kadınlarınsa 19 milyar.

Aynı zamanda kilolar arasında da bir dengesizlik söz konusu: Erkek beyni ortalama 1 kilo 300 gram gelirken, kadın beyni 1 kilo 180 gram ağırlığında. Buraya kadar ilginç birşey olmadığını düşünebilirsiniz. Ne de olsa erkek karaciğeri ve kalbi de kadınınkine oranla daha ağır ve büyük.

Ama bu verileri bir soruyla birleştirdiğinizde endişe verici bir tablo çıkıyor ortaya: Yani şimdi erkekler daha mı akıllı? Erkekler boşuna sevinmesin. Çünkü bu sorunun cevabı hayır. Çünkü akıl, nöron sayısının fazla olmasına değil (ki bu sayı, erkeklerde doğal bir sonuç olarak daha fazla) bunların nasıl kullanıldığına bağlı. Yani herkesin anlayacağı bir dille, kantite değil, kalite önemli!

Peki neden kadınlar daha içgüdüsel de, erkeklerin hareket kabiliyetleri daha fazla? Kanada'da Batı Ontario Üniversitesi'nce yapılan bir çalışmaya göre, bunun temelleri tam 50 bin yıl önce atılmış. O zaman görevleri avlanmak olan erkeklerin, doğru yerde konumlanmaları, alanın özelliklerini tanımaları, iyi koku almaları gerekiyormuş. Ancak evlerine yakın kalan kadınlar, meyve, kök ve tohum topluyor ve daha çok sezgilerini kullanarak, sınırlı bir alanda organize olmaya çalışıyorlarmış.

Buna inanmıyorsanız, yakın çevrenizde yapacağınız küçük bir deneyle de bunu kanıtlayabilirsiniz. Eğer bir çift bilmedikleri bir yolda seyahat ediyorlarsa, erkek doğru yönü hatırlayacak, kadın çiçekteki arılara veya ayakkabı dükkanlarına bakarak doğru yolu tahmin edecektir.

Amerikalı araştırmacı ve yazar R. Baker'ın yaptığı çalışmaya göre, şempanzeler ve babunlar (bir maymun türü) gibi bazı dişi türleri, anüs ve vulva etrafında beliren şişkinlik ve kızartılarla çiftleşme dönemlerini herkese anons ederler. Ancak insanlar gibi bazı canlı türleri, tek eşli ilişkiler kurmaya yöneldikleri için bu periyodu gizlerler.

Neden mi? Çünkü erkek, kadının ne zaman doğurganlaştığını bilmediği sürece, üzerindeki ilgisi de boğucu olmayacaktır. Bu durumda ortaya çıkan tabloysa, kadınların cinsel arzular konusunda daha kontrollü olduğu ve kiminle, ne zaman ilişkiye gireceğine kendi iradesi doğrultusunda karar verdiğidir. Aynı güdüler, şebeklerde de vardır.

Her erkeğin, bir kadında çok çekici bulduğu bir bölge vardır. Erkek bıldırcın için bu dişisinin boynundaki tüylerdir. Bu öylesine güçlü bir çekimdir ki, dişi kuş başka bir erkekle birlikte olsa bile, diğer erkek yine de ona kur yapar. Peki insanlar söz konusu olduğunda, tüylerin yerini tutan nedir? Daha çok 'kıvrımlar'ın bu konuda güçlü bir etken olduğu söylenebilir.

Örneğin dişi hindi, erkeğini ibiğinin güzelliğine göre seçer ama bunun, görsellikten öte bir anlamı vardır onun için: Erkek hindinin ibiği akıl ve güç demektir. Peki cinsel ilişkide olaylar nasıl gelişir?

Burada erkek ve kadın gerçekten birbirlerinden çok farklı davranıyorlar. Alman doktor Kurt Freund'ün yaptığı araştırma bunu kanıtlıyor. Bu çalışmada Freund, erkeklere bir kadının direncini nasıl kırarsınız diye sormuş. Cevap, "Birkaç bardak içiririp" olmuş. Kadınların aynı soruya cevabıysa, "Kıskandırırım" şeklindeymiş.

Bütün erkekler, gerçekten de birbirlerinin aynı ama farklı bir bakış açısından yaklaştığınızda. Zira hepsi, cinsel birleşme sonrasında boşalıyorlar (ama kadınların hepsi orgazma ulaşamıyor). Ayrıca erkeklerin hemen hepsi, oto-erotizm yaşıyorlar. Yani geceleri, tek başlarınayken de orgazm olabiliyorlar.

Buradaki 'onlar'testisler. Erkeğin cinsel güdülerini testislerin boyutları yönetiyor. Ne kadar büyük olurlarsa, o kadar sperm üretiyorlar. Bu da erkeğin daha çok aldatmasına yolaçıyor.

Kadınlar, her açıdan olduğu gibi cinsellik konusunda da birbirlerinden çok farklılar. Her şeyden önce bir birliktelik sonrasında, hepsi orgazmı yaşayamıyor. Dörtte biri, kendiliğinden uyarılmıyor. Ve %60'ı bireysel seksi, yani mastürbasyonu denemiyor.

Erkek ve kadının ayrıldıkları bir nokta da sadakat. Erkek için spermleri döllemek biyolojik bir emirdir. Böylece sonunda, soyunun devam edeceğini garanti altına alacaktır. Kadın içinse, seks, çocuklarına en iyi babayı bulma güdüsüdür.

Erkek kantite üstünde oynar. Kadınsa kalite. Erkek ve kadının cinselliğe bakışını bu şekilde özetleyebiliriz. Aslında erkeğin üreme hücrelerini (bir boşalmada 100 ile 600 milyon arasında sprematozoid) kadınınkilere kıyasladığınızda (28 günde bir en fazla iki yumurta) buna şaşırmamak gerekir. Bu cinsel tutum üzerinde büyük etken olan bir durumdur.

Kuarklar « Genel

Günümüzden 20 yıl öncesine kadar atomları oluşturan en küçük parçacıkların protonlar ve nötronlar oldukları sanılıyordu. Ancak çok yakın bir tarihte, atomun içinde bu parçacıkları oluşturan çok daha küçük parçacıkların var olduğu keşfedildi.

Bu buluştan sonra, atomun içindeki "alt parçacıkları" ve onların kendilerine has hareketlerini incelemek üzere "Parçacık Fiziği" isimli bir fizik dalı ortaya çıkmıştır. Parçacık fiziğinin yaptığı araştırmalar şu gerçeği açığa çıkarmıştır: Atomu oluşturan proton ve nötronlar da aslında "kuark" adı verilen daha alt parçacıklardan oluşmaktadırlar. İnsan aklının kavrama sınırlarını aşan küçüklükteki protonu oluşturan kuarkların boyutu ise daha da hayret vericidir: 10-18 (0,000000000000000001) metre.

Protonun içinde bulunan kuarklar hiçbir şekilde birbirlerinden çok fazla uzaklaştırılamazlar; çünkü, çekirdeğin içindeki parçacıkları bir arada tutmaya yarayan "güçlü nükleer kuvvet" burada da etki etmektedir. Bu kuvvet, kuarklar arasında adeta bir lastik bant gibi görev yapar.

Kuarkların arası açıldıkça bu kuvvet büyür ve iki kuark birbirinden en fazla 1 metrenin katrilyonda biri kadar uzaklaşabilir. Kuarklar arasındaki bu lastik bağlar, güçlü nükleer kuvveti taşıyan gluonlar sayesinde oluşur. Kuarklarla gluonlar birbirleriyle son derece güçlü bir iletişim halindedir. Ancak, bilim adamları bu iletişimin nasıl gerçekleştiğini halen keşfedememişlerdir.