İklim « Doğa
Atmosferi niteleyen meteoroloji olaylarının bütünüdür. Dünya'nın herhangi bir yerinde hava her zaman aynı değildir. Bir gün açıktır, ertesi gün rüzgâr eser, sonra bir başka gün de don yapar, iklim, sıcaklık, yağmur, rüzgâr, atmosfer basıncı ve bunların yıl boyunca gösterdiği değişimler, gelişmeler gibi öğelerin bütünüdür.
Kürenin yüzeyinde çeşitli iklim tipleri vardır. Dağılımları özellikle enleme, yani Güneş ışınlarının, eğimine göre ayarlanır: ışınlar, dikine indikleri yerleri (Ekvator), çok eğik indikleri yerlere (kutuplar) oranla çok daha fazla ısıtır.
Bir bölgenin iklimi, uzun bir devre içinde atmosfer özelliklerinin (çeşitli yayınımların şiddeti, nemlilik, kimyasal bileşim, rüzgâr, elektriksel durum v.b.) belirli biçimde birleşmesiyle meydana gelir. Günlük gelişmeleri belirleyen hava durumu ile, daha genel anlamı olan iklim terimleri karıştırılmamalıdır. İstanbul'da kışın çok soğuk birkaç gün yaşanabilir, ama İstanbul'un iklimi gene de ılımandır.
Etki alanına ve süresine göre de iklim koşulları dörde ayrılır: yeryüzünün dolaşım kuşakları boyunca çok geniş bir alam süreli olarak etkileyen koşullar iklim kuşağı'nı meydana getirir. Bu kuşak içinde bir kıtanın önemlice bir bölümünü etkisi altına alan koşullar bölgesel iklim terimiyle belirlenir. Bu da, daha dar boyutlarda yerel iklim bölgelerine bölünür; bir orman, kıyı v.b. koşullar yerel iklim yaratır. Çok sınırlı meteoroloji koşullarının etkileriyse mikroklima'yı meydana getirir.
Kutuplara Doğru
Kutup iklimi pek serttir, insanın yaşamasına elverişli değildir. Kışın sıcaklık çoğu zaman -30 derecenin altına düşer. Şiddetli rüzgârlar, müthiş kar fırtınaları yaratır. Yazın, Güneş hiç bir zaman tamamen batmaz (ünlü «gece yarısı güneşi» budur); hava sıcaklığı biraz yumuşar ve karlar kısmen erir.
Ilıman Kuşak
Burada hava sıcaklığı çok daha elverişlidir: Kuzey Yarımküresi'nde yıllık ortalama 10 ile 20 derece arasında değişir ve rüzgârlar batıdan doğuya eser. Kıtaların batı cephelerinin iklimi, iç ve doğu kesimlerin ikliminin tersidir.
Batı cephelerinde, denizden esen batı rüzgârları nem yüklüdür. Yağmurlar sık sık yağar ve havayı yumuşatır: kışın don olayı seyrek görülür, ama yazın da pek sıcak yapmaz. Bu, okyanus iklimi'dir. Ama kıtaların içine doğru girildikçe, rüzgârlar nemini yitirir. Kara iklimi'nde hava daha kuru ve sıcaklıklar arasındaki fark çoktur: kışın don yapar, yazlar ise sıcak ve fırtınalı geçer.
Akdeniz iklimi, ılıman kuşak ile sıcak kuşak arasında bir geçiş bölgesidir. Yazın kuru hava, tropiklerden yukarı çıkar, gök hep masmavi ve aydınlık, hava çok sıcaktır. Kışlar yumuşaktır; yağmur özellikle sonbaharda yağar.
Dönenceler Arasında
Dönencelerin üzerinde nem yüklü rüzgârların gelmesini önleyen hava kütleleri yerleşmiştir. Bu bölgelerde, hemen hemen hiç yağmur yağmaz. Sıcaklıklar hep aşırıdır: gece don yapabilir ve gündüz sıcaklık 40 derecenin üstüne çıkabilir. Bu koşullar altında bitki örtüsü pek güç gelişir. Bu, çöl iklimi'dir.
Dönenceler arasında, mevsimler, sıcaklık farkı göstermez (hava bütün yıl sıcaktır), mevsim değişiklikleri ancak yağış ve kuraklıktan anlaşılır. Bu, tropikal iklim'dir. Ekvatora yaklaşıldıkça kurak mevsim azalır ve Ekvator altında hiç kalmaz: her gün saat 17'ye doğru yağmur yağar. Bu Ekvator iklimi'dir.
Muson
Muson iklimi Hindistan'ı ve Güneydoğu Asya'yı etkiler. Muson, kışın kurak, karadan denize doğru esen bir rüzgârdır. Uzun bir kış kuraklığından sonra, yaz musonu çoğu zaman taşkınlara yol açan pek bol yağmurlar getirir. Dünya'nın en çok yağış alan yeri, Himalayalar'ın eteğinde, yılda 12 metre yağmur düşen bölgedir.
Lazer Yerine Güneş « Araştırma Sonuçları
Yeni bir tıp teknik sayesinde, hastanelerde pahalı olan lazer ameliyatları, güneş ışınlarıyla yapılabilecek. İsrailli araştırmacıların geliştirdiği yeni teknik, Güneş ışınının parabolik bir aynayla toplanıp optik kabloyla doğrudan ameliyathaneye aktarılmasına dayanrıyor. Ben Gurion Üniversitesi fizikçilerinden Jeffrey Gordon ve Daniel Feuermann, tıbbi lazerin kullanıldığı ameliyatların çoğunun aslında lazer gibi güçlü bir cihaz gerektirmediği görüşünü savunuyorlar.
İki araştırmacıya göre, kesme işlemi gerekmiyorsa, dokuya yüksek düzeyde ışınım verilmesi yeterli oluyor. Böyle olunca da iki araştırmacının önerdikleri düzenek sayesinde, deri tümörlerinin tedavisinden doku birleştirmeye, hatta anjioplastiye (damar çeperinde birikmiş tortuların güçlü ışınla eritilmesi) kadar, pek çok alanda tedavi mümkün oluyor.
Tıpta kullanılan lazerler, genel olarak milimetrekareye 100 vatt ışık akım yoğunluğu uyguluyorlar. Gordon ve Feuermann'ın önerdiği ‘‘Güneş'le ameliyat cihazı’’ ise milimetrekareye 30-70 vatt yoğunlukta ışık veriyor. Bu da tümör tedavisi için yeterli oluyor.
Araştırmacılar, tümör tedavisinde yaygın olarak kullanılan yöntemin habis hücrenin 60 dereceye kadar ısıtılarak öldürülmesinden ibaret olduğuna dikkat çekiyorlar. Ama bu yakma işleminin çok hızlı ve titiz bir biçimde yapılması gerekiyor. Bu nedenle iki araştırmacının önerdiği sistemin temel parçaları, 20 cm çapında parabolik bir ayna ve onu sürekli olarak Güneş'e döndüren bir aygıttan oluşuyor.
Parabolik aynanın odak noktasının hemen altına yerleştirilecek küçük ve düz bir ayna, toplanan ışığı, 100 metre uzunlukta bir kabloyla ameliyathaneye aktarılıyor. Cerrahların daha güçlü bir ışık istemeleri halinde, optik kablonun çatıdaki ucuna, düz aynadan daha fazla ışık toplayabilecek huni biçimli bir parça yerleştirmek yeterli.
Bir başka yol da ışığı daha yoğun odaklayan bir ameliyat kalemi kullanılması. Bu yöntemin çekiciliği, basitliğinden çok ucuzluğu. normal bir lazer ameliyat cihazının yaklaşık fiyatı 120.000 dolar. Tasarlanan sistem ise yalnızca birkaç bin dolara çıkabilecek.
Bulutlar Nasıl Oluşuyor? « Doğa
Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık l kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde l-5 milyon kilogram su vardır. Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir.
Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir. Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı v.b. gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartları eşit olarak sağlamak mümkün değildir.
Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir. Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar. Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir. (İnsan saçı 100 mikrometredir.) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasının birleşmesi gerekir.
Bulutların bu kadar ağırlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1.000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1.000.000 tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz.
Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler. Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür. Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler.
Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır. Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür. Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır.
Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar. Genelde üç ana grupta toplanırlar. Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara 'sirüs', kümeler halinde olanlara 'kümülüs', ufukta tabaka halinde görünenlere de 'stratus' deniliyor. Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var. Bulutun tabanı yerden 2.000 - 6.000 metre yükseklikte ise ön ismi 'alto', 6.000 metreden daha yükseklikte ise de 'sirro' oluyor. Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için 'nimbo, nimbus' gibi isimler ekleniyor.