Bilim

Daktilo « İcatlar ve Keşifler

Daktilo, 19. yüzyılda Amerika'da bulundu. Daktilonun ilk örneklerine "tipograf" adı verilmişti. Tipograf 1829 yılında William Burt tarafından yapılmıştı. Bu makinenin birçok parçası tahtadandı. Harfleri bulabilmek için, yazı yazanın bir çerçeve üzerindeki kolu çevirmesi gerekiyordu. 1868 yıllarına doğru daha gelişmiş modeller yapıldı. İlk daktilo makinesini satın alanlar arasında yazar Mark Twain de vardı.

Düşünceyle Komut Verme « Araştırma Sonuçları

Pennsylvania MCP Hahnemann Medical College Philadelphia'da görevli Dr. John Chapin ve ekibi, fareler üzerinde yapılan deneyler sayesinde "düşünerek makineleri çalıştırmanın" yolunu buldular. Düşünce gücünü aktif hale getiren deney şöyle başarıldı:

6 denek faresine, bir robota bağlı olan kola basarak musluğu açıp, su açabilecekleri öğretiliyor.

Farelerin beynine elektrot bağlanıyor.

Fare, susayıp da kola basmaya karar verince, beynindeki 32 sinir hücresinin aktive olduğu gözleniyor. Bu beyin sinyalleri, elektrotlarla, bilgisayara kaydediliyor.

Bu sinyaller, bilgisayarda elektrik enerjisine çevrilip, robot kola aktarılıyor. Böylece robot, ilgili elektrik sinyallerini tanıyor.

Farelerin su içmek için basmaya alışık oldukları kol sökülüyor.

Fareler, su içmek için kola basmaya karar verdikleri zaman, beyinde oluşan dalgalar, bu kez doğrudan robota aktarılıyor.

Robot, beyinden gelen dalgaları tanıyarak musluğu açıyor. Fareler, böylece, su içmek için kola basmak zahmetinden kurtuluyor; musluğu açmak için düşünmeleri yetiyor.

Bu metod uygulamaya koyulduğunda, insanların, örneğin televizyonu açıp kapatmak, çamaşır makinesini veya klimayı çalıştırmak, lambayı yakmak için, yerlerinden kalkmalarına gerek kalmayacak. Düşünmeleri yeterli olacak. Ancak bu metodun daha önemli sonuçları da olacak. Nature Neuroscience Dergisi'ne açıklama yapan bilim adamlarına göre bu yöntemle, felçli hastaların objeleri ve kendi kaslarını bile kontrol etmeleri mümkün olacak.

Boşluk « Evren ve Dünya

Göründüğünün tam tersine, evren çok az sayıdaki maddi cisimlere göre çok daha büyük oranda bir boşluktan oluşmuştur: nitekim gökcisimleri, yıldızlar arası boşluk'ta tek tek kalmışlardır. Maddenin en küçük düzeyinde, yani atomda da elektronlarla çekirdek arasında oldukça büyük bir boşluk yer alır.

İlkçağ'dan beri Aristoteles gibi bilginler, «doğanın boşluktan nefret ettiğini» öne sürerlerdi. Bu eski fizik biliminin açıklayamadığı bazı olayları bir nedene bağlamak için yarattığı ünlü bir deyim olmuştur.

İtalyan fizikçisi Torricelli (1608-1647) ancak XVII. yy .da atmosfer basıncı konusundaki denemeleri sırasında, barometrik boşluğu gerçekleştirerek bunun tersini kanıtlamıştır. 1654 yılında, Alman Otto von Guericke bir cam fanus içindeki havayı boşaltan, hava boşaltma makinesini icat etti.

Günümüzde bütün laboratuvarlarda ve sanayide bunun için geliştirilmiş araçlar (döner tulumbalar, sulu veya civalı hortumlar) kullanılır. Bütün bu makineler hava veya gazı tam olarak boşaltamazlar, çünkü her birinin bir boşluk sının vardır. Yıldızlar arası boşluk bile tam değildir: içinde yoğunluğu azalmış gazlar ve tanecikler bulunur.

Ağırlıkları ne olursa olsun bütün cisimler boşlukta eşit hızla düşer. Boşluk, sıvıların daha düşük bir sıcaklıkta kaynamasını sağlar. Boşluk, soğuk ile birlikte kullanılırsa besinlerin korunmasına (konserve) yardım eder (havasız kutulara kapatma).

İçinde maddesel iletken olmadığından sesi iletmez; ısıya karşı da mükemmel bir yalıtkandır. Buna karşılık, ışınları geçirir: Güneş'in sıcaklığını işte bu yüzden duyarız: Güneş ışığı gezegenler arası boşluğu ısıtmadan gelir, Dünya'yı ısıtır; gene bu boşluk sayesindedir ki, bulutsuz gecelerde, çok uzakta olmalarına rağmen yıldızların ışığını açık seçik görebiliriz.